Tıp Bayramında Yeryüzü Hikâyeleri
Tıp Bayramında Yeryüzü Hikâyeleri
14 Mart 2019

Tıp Bayramında Yeryüzü Hikâyeleri

“İyilik sağlık” mottosu ile şimdiye kadar 50’ye yakın ülkede tıbbi insani yardımda bulunduk. 14 Mart Tıp Bayramı’nın 100. yılı vesilesiyle de gönüllü sağlık neferlerimizin yaşadığı zorlukları, heyecanı, umudu ve mutluluğu paylaşıyoruz.

Bundan tam 100 yıl önce, 14 Mart 1919’da, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri İstanbul’un işgalini protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Böylece 14 Mart, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak kutlanmaya başlandı. Bugün de ülkemizin sağlık neferleri, geçmişten gelen bu motivasyonla dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor, bu toprakların iyiliğini yeryüzünü yaymak için çabalıyor.

20 bini aşkın gönüllümüz ile ihtiyaç sahibi ülkelerde gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sırasında, gönüllü sağlık ekiplerimizin yaşadıklarını paylaşıyoruz.

İşte o hikâyelerden bazıları:

İki damla yaş bana hayatın gerçeklerini öğretti

Yeryüzü Doktorları gönüllüsü, diş hekimi Ogün Onur Çömlekçi:

Türkiye’de, yapılacak işlem öncesi hastalarıma anestezi yaparken özellikle çocukların sıkça tedirgin olduğuna şahit oluyorum. Gönüllü sağlık çalışmaları için aralık ayında gittiğim Çad-Sido’daki mülteci kampında ise anestezi sırasında hiç kıpırdamadan duran bir kız çocuğunu görünce çok şaşırmıştım. İnsanların bu coğrafyada ne kadar dayanıklı olduğunu düşünmüştüm. Ta ki o küçük kız çocuğu ağzını kapattığında yanaklarından süzülen, sessizce akıttığı iki damla gözyaşını görene kadar… Bu iki damla gözyaşı bana bir tarafta çaresizliğin, imkânsızlıkların nasıl bir dirayeti ortaya çıkarttığını, diğer tarafta ise ne olursa olsun acı duymanın evrensel bir gerçeklik olduğunu göstermişti…

 

Gittiğimiz sahada fayanslara kadar temizliği biz yapıyorduk

Yeryüzü Doktorları gönüllüsü ve yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Kaygusuz:

Gittiğimiz ülkelerde ameliyathanelerin teknik yetersizliği ve fiziksel durumlarının kötü olması bazen ameliyat mikroskobu gibi ağır malzemeleri yanımızda taşımak zorunda bırakıyordu. Ameliyathanelere girdiğimizde başta fayansların üzerindeki toz ve kum tabakasını temizliyorduk çalışmalarımızı sürdürebilmek için. Aynı zamanda Türkiye’de çalıştığımız saatlerin çok çok üstüne çıkıyorduk çünkü bizim gelmemiz için beklemiş çok sayıda ihtiyaç sahibi vardı. Bu yüzden orada bir hekim olarak çalışma saatlerinin sizler için bir önemi olmuyordu.

Meslek hayatım boyunca böylesine mutlu olduğum anlar sayılıdır

Yeryüzü Doktorları gönüllüsü, anestezi uzmanı Dr. Ayşe Hızal:

Ocak ayında Afganistan’daki gönüllü sağlık çalışmalarımız sırasında, bölge şartlarında ameliyatı çok zor olan, dev boyun tümörlü bir hastayı, ekibimizin özverili çabasıyla ameliyat ederek sağlıklı bir şekilde ameliyathaneden yoğun bakıma sevk ettik. Hastamız uyanık ve bizimle iletişim kurabilecek kadar iyiydi. Ancak yarım saat sonra hastanın başına çağrıldım; gittiğimde kalbi durmuş ve kalp masajı yapılıyordu. Yabancı bir ülkedeydik, iyilik ve hayır için yola çıkmıştık, hastayı öyle görünce önce ömrümden ömür gitti diyebilirim… 1 saate yakın gösterdiğimiz çaba ile hasta hayata döndü. Adeta yeniden doğmuş gibiydik, içimize çöken o acı bir anda yerini mutluluğa bırakmıştı. Öyle ki hasta bizimle konuşmaya başladı, kısa bir sohbet bile ettik. Meslek hayatım boyunca böylesine mutlu olduğum anlar sayılıdır, o anı her düşündüğümde içime bir ferahlık doğar. Ve eminim ki tüm ekibin kulaklarında, hasta hayata döndüğünde adını bağırarak söylemem hâlâ yankılanıyordur: Kaka (amca) Abdul Aliiii…