17 Aralık 2017

Nijer’de Genç Bir Annenin Umudu

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanıyım. Afrika’da, Sahel denen Sahra Altı bölgede doğum sonrası kadınlarda idrar kaçırmaya sebep olan vezikovajinal fistül hastalığı ile ilgili Yeryüzü Doktorları’nın yürüttüğü bir tedavi yardımına katıldım. Vezikovajinal fistül hastalığı tedavisi sadece çok özel ve ileri cerrahi tecrübesi olan hekimler tarafından yapılabildiğinden, Afrika’daki yerel imkânlarla bu mümkün olamıyordu. Deneyimli ve konusunda uzman ekibimiz tedavi için hazırlanmıştı. Bu arada YYD’nin göz ekipleri de aynı hastanede bizlerle beraberdi. Burada birçok muayene ve ameliyat gerçekleştirdik.

Hayatın duru sevinçleri ve yalın acılarına şahit oldum.
Tahminimden çok daha öğretici olan bu yolculukta önce Nijer’in başkenti Niamey’e ulaştık, ardından 850 kilometre kadar güney doğuda Maradi şehrine doğru yola çıktık. Yollarda kırsal yerleşim bölgelerinde sefalet içinde yaşayan çok sayıda insan gördüm. Aklıma ilk gelen “Bu çocukların burada doğmalarında ne gibi bir sorumluluğu var?” sorusu oldu. Hiç yoktu! Nijer, dünyanın en fakir ülkelerinden biri. Toplam doktor sayısı Türkiye’deki toplam doktor sayısının sadece yüzde biri, bölgede bulunan salgın hastalıklar ise Türkiye’dekinin kim bilir kaç katı. Orada on beş gün kaldık. Bu on beş gün hayatımın en özel ve unutamayacağım dönemlerindendi. Yokluğun ne olduğu bana anlatılmıştı. Ancak gördüklerim, bana anlatılandan daha ağırdı. Mahrumiyeti ve ilkel şartları gördüm. Küçücük bir iyilikle hayatın en duru sevinçlerine şahit oldum ama çoğunlukla en yalın acıları dindirmeye çalıştım.

Geleceğimizi öğrenen hastalar günlerce öncesinden beklemeye başlamışlardı.
Kendilerinin gönüllüsü olarak gittiğim Yeryüzü Doktorları, o bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve sağlık otoriteleri ile görüşmüştü. Yerel hekimlerle ve köylerle iletişimin yapılabildiği tek yöntem olan yerel radyolarla irtibat kurmuş, hekimler için hastaları ve hastaneleri hazırlamıştı. Türk doktorların geleceğini daha biz ulaşmadan herkes öğrenmiş, hastalar günlerce öncesinden hastane bahçesinde bizi beklemeye başlamışlardı. Biz bölgeye geldiğimizde yüzlerce insan, birçok hasta kadın bizi bekliyordu. Herkesi tek tek muayene ettik. Çoğu kadının, devamlı akan idrarları nedeniyle bacaklarından aşağıya doğru deri lezyonları oluşmuştu. Ürolog, Anesteziyolog, Enfeksiyoncular ve diğer uzman arkadaşlardan oluşan ekibimizle ayrıntılı muayeneler yaptık. Beraberinde bir takım teknik tıbbi ölçümler sonucunda cerrahi tedaviden fayda görecek hastaları ayrı bir gruba ayırdık.
Mahcubiyetle mağrurluk arasında salınıveren Nijerli genç anne.
Hastalardan özellikle bir tanesi hakkında beni çok etkileyen bir anekdotu paylaşmak isterim. Kendisi 22 yaşında çok genç bir anneydi. Gözlerinde acılı ve ısrarlı bir umutla hiç ara vermeden bizi izlemesi dikkatimi çekti. Hastaları tek tek çağırıyor hepsini ayrı odalarda muayene ediyordum. Ancak bu hanım, muayenesi bitmesine rağmen muayene masasından kalkmak istemedi. Çok garip bir hali vardı. Biz oradan biraz uzaklaşınca kendine çeki düzen verdikten sonra ameliyat saatine kadar hızlıca ortadan kayboldu. Lisan da bilmediği için hiçbir şey konuşamadığımızdan, bekleme nedeninin ne olduğunu sonradan anladık. Meğer alttan devamlı idrar aktığı için oturduğu yere de ıslaklık bulaşıyormuş. Kalktığı zaman yerde biriken idrarı görmemizi istemediği için de uzaklaşmamızı beklemiş. Mahcup olmaktan dolayı çok üzülmüştü. Bunu ilk öğrendiğimde, kendisine dayatılan fakirliğe ve çaresizliğe rağmen bunu göstermek istemeyen bir kadının gururlu duruşuyla duygulandığımı hissetim ama kısa sürede kendime geldim. Aslında değersiz hissediyordu. Ona göre o sedyeyi kirletmeye bile hakkı yoktu. Hem de hiç suçu yokken. Bu halde, çaresizce evinde ailesiyle nasıl yaşadığı düşüncesi hiç aklımdan çıkmadı. Ertesi gün simsiyah ürkek bir minik kuş gibi geldi ve onu ameliyata aldık. Spinal anestezi yapılırken canının çok yandığı anlaşılıyordu. Ama hiçbir şey söylemedi. Bağırmadı, inlemedi. Büyük bir sabır ve umutla hiç durmadan gözlerime baktı. Gözlerinden akan iki damla gözyaşını gördüm. Diğer arkadaşlar da gördüler. O an ekipteki tek kadın doktor bendim. Onun yerinde ben de olabilirdim. Ona sarıldım. Simsiyah kıvırcık saçlarını okşadım. Siyahi genç anne ameliyatta sessizce beklerken diğer hekim arkadaşlara, “Doğru yerdeyiz ve çok güzel, değerli bir şey yapıyoruz. Ne mutlu bize ki; şu hastanın gözlerindeki umuda tanık oluyoruz.” dedim. Bütün ekip duygulandı. Ameliyattan sonra bebeğini yanına verdim. Ertesi gün birkaç kez ziyaret ettim. O ise artık idrar kaçacak mı kaçmayacak mı büyük bir endişe içerisindeydi. İdrar sondasını çıkardığımda, idrarın artık akmadığını görünce sevinçle hıçkıra hıçkıra ağladı. Bu durum beni öyle etkiledi ve duygulandırdı ki; ona sarılıp ben de ağladım.

Tüm mahrumiyetlerine rağmen haysiyetlerine hayran kaldım.
O zaman çekilen resimlerimize arada bir baktığımda, o genç annenin ve bebeğinin resimleri beni hala çok etkiler, gözlerim dolar. Nijer’de insanların yaşadığı tüm haksızlığa ve mahrumiyete rağmen onurlu duruşlarına, tevekküllerine, haysiyetlerine hayran kalırım ya da kendilerini bu kadar değersiz hissetmelerine hayıflanırım. Bugün bile ne hissetmem gerektiğinden tam emin değilim. Tek bildiğim; eğer isterse, iyi insanlar herkese yeter.

Jin.Opr.Dr. Buhara Sultan Güney